MİNİMALİZM İnsanları Sev, Eşyaları Kullan

Minimalizm aslında yeni bir anlayış değil, tüketim çılgınlığı yokken, zaten herkes ihtiyacı olanı alıyordu. Keşişleri, münzevileri de başka türden minimalistler olarak görebiliriz. Ancak şu bir gerçek ki bir süredir, yeniden gündeme gelmiş bir anlayış bu.

Minimalizm nedir?
Minimalizm nedir?

Öncelikle “Minimalism is the new black/trend” diyip, tüm aldıklarından sıkılmış, her şeyini atıp, kendine minimalist bir imaj yaratmak için yeni ciciler almak isteyen okuyucular, dilerlerse yazıdan ayrılabilirler. Zira bu yazı beklentilerini karşılamayacaktır.

Peki neden minimalizm gündemde? Cevap basit, reklamların dünyamıza girmesiyle hayatlarımız tamamen değişti. Reklamın amacı, tüketicinin ihtiyaç sıralamasını değiştirmek, gerekirse yeni ihtiyaçlar yaratmaktır. İhtiyaç sıralaması değişen tüketici, bir şeylere sahip olmak ister ve buna gerçekten ihtiyacı olup olmadığı sorgulamasının yerini, sahip olma arzusu ve ihtiyacı varmış sanrısı yahut o eşyaların onu mutlu bir insan yapacağı düşüncesi alır. Ancak bu his, etkisini çabuk kaybeden bir histir, bu da bizi yenilerini almaya sevk eder ve bizim de bu yeni “ihtiyaçlarımız” için daha fazla para kazanmamızı gerektirir.

Temel ihtiyaçları yerine, elinde uzun bir “ihtiyaçlar listesi” olan tüketici, bunları alacak parayı kazanabilmek, böylece sevilmek ve itibar görebilmek, mutlu olabilmek, eksikliklerini doldurabilmek için, daha fazla zamanını harcar. Bu anlayış, günümüze kadar öyle iyi normalize edilmiştir ki, “ihtiyacın kadar tüket” anlayışı marjinal, “ihtiyacından çok büyük bir evde, nadiren kullanacağın eşyalara, bir de şöylesini ekle” anlayışı ise normal görülmektedir. Hal bu iken, burada bir terslik olduğunu fark edenlerden bazıları, bir yaşama formülü olarak minimalizmi benimsediler.

Minimalistler, her ne kadar kelimenin sonunda “izm” olsa da, propaganda yapar gibi, kimseyi minimalizme döndürmeye çalışmazlar. Bu yalnızca tercih edilebilir bir yaşama formülüdür. Bu formülün dengesi, çok az ya da çok fazla eşyaya sahip olmaktan değil, yeterli eşyaya sahip olmaktan geçer. Formül size, daha mükemmel bir hayat getirmez. Daha kolay bir hayat da getirmez. Ancak daha basit bir hayat getirir. İhtiyacın olandan fazlasını tüketmemek deyince, insanlar onlardan bir şeylerini alıp götürdüğünüzü düşünür ya da bunun çok radikal bir karar olduğunu. Sorun tüketim değil, “almak zorunda olduğun için almak” hissidir. Daha az şeyin olduğu bir hayatta, daha az dağınıklık, daha az stres, daha az borç, daha az memnuniyetsizlik, daha az kararsızlık ve oyalanmadan yaşanan bir hayat vardır. Aynı zamanda daha çok zaman, eşyaya dayanmayan daha anlamlı ilişkiler, daha çok deneyim, yardımlaşma, paylaşma ve kolay seçim yapabilme hürriyeti.

Eşyalarla kurduğumuz duygusal bağlar da, yine onlara sahip olmak istememizi sağlayan duygularımızdan geçer. Ancak bu duygularımızın üzerine biraz düşünürsek, asıl sevdiğimizin o eşya olmadığını, bazen arzularımız, hayal ettiklerimiz bazense anılarımız olduğunu fark edebiliriz ve korkmayın onlar zihnimizdedir. Hayatımıza anlam katacak olan, eşyalar ve daha fazlasına sahip olmak değil, insanlar, deneyimler, keşifler, öğrendiklerimiz ve düşündüklerimizdir. Bu yüzden; İNSANLARI SEVİN, EŞYALARI KULLANIN.

ÖNERİLER:
Minimalizmi benimsemiş insanlar hakkında daha fazla bilgi istiyorsanız:
Minimalism: A Documentary About the Important Things (2015) (belgesel)
Minimalizmi hayatıma uygularken eşyalarımı gözden geçirmeme yardımcı bir rehber istiyorum diyorsanız:
Marie Kondo-Hayatı sadeleştirmek için derle, topla, rahatla (kitap)

Bir Cevap Yazın